Sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen
Herkesin perde perde çekildiği bir akşam
Siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun
Ağzında eriklerin aceleci tadı
Elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası
Bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun.
Şükrü Erbaş
İki eliyle arkasındaki ağacın kabuklarına sarıldı. Parmakları soğuk yarıkların arasına girdi. Elini hemen geri çekti ve göğsüne götürdü. Göğsünün içinde, bu asırlık ağacın kabuğu gibi, yarıklar bulunduğunu sandı ve gırtlağına kadar bir ateşin çıktığını hissetti. Aman yarabbi, ne kadar yalnızdı…
(vecihininsesi gönderdi)
Kaynak: retrokiz
Turgut Uyar
Hazırladım, hazıra durdum giydirdim gölgemi
Kuş çığlığı senin bölgen sorma benim bölgemi
Aşklar telef olur gider sokak köpeği gibi
Gitsin
Harcansın bazı şeyler
Sen dur e mi?
Uzun zamandır hissettiğiniz, orada durduğunu ve sizi beklediğini bildiğiniz birisi oldu mu hiç hayatınızda? Benim oldu. Yıllarca çektiğim özlemin ve üzüntülerin bir anlamı vardı; ve bu olmalıydı.
Gün geldi, ilk elini tuttuğum gün anladım. Ellerim titremişti, nefesim sanki bir kilometrelik mesafeyi durmaksızın koşmuşum gibi kesik kesikti. Anlamıştım; ona varmıştım. Hiç bir şeye, hiç bir kimseye benzemiyordu çünkü. Doyamamak vardı ona, bir de merak etmek. Sonsuz bir merak. “Nerede, ne yapıyor?” şeklinde hiç değil. “Çayına şeker koyuyor mu, kahveyi sütlü mü sütsüz mü içiyor, pilavın yanına mı üstüne mi yoğurt koyuyor” gibi.
Aşk gibi bir şey de değildi tam olarak. Kocaman bir duygu adını koyamadığım. Aşktan öte, aşka dair ama aşkı da es geçemeyen. Dokunmak vardı sonra yeniden keşfetmek dünyadaki her karış toprağı, öpmek vardı göz kapaklarından, dudak kenarlarına oradan boynuna. Birbirini tamamlamak gibiydi eli elim gibi, nefesim nefesi gibi.
Değişikti, korkutucuydu, ama hayata bağlayan bir yanı vardı. İlk gördüğümde anladım.
dünyamsın benim, zorbam, düzenim
bundan gözlerim göğe çevrili
ellerim denizde
hiç katılmadan sende yaşıyorum
dirimimsin benim
doğarken öldüğüm
Kaynak: ismailabim
Tahmin etmiyorum ki senin bulunduğun yerler buradan daha aydınlık olsun. Buraya gelmek, tekrar başını göğsüme koymak, ellerini böyle yumruk yaparak avucuma vermek istediğin anlar olacaktır. O zaman hiç düşünmeden gel.
Perdeleri kapat, sevgime tanık istemem
Işığı söndür, gel otur yanıma konuş
Ergeç anlaşacağız başka çaremiz yok
Sonra sevişeceğiz, bu düzen böyle kurulmuş
İstersen yine hep hayır de, olmaz de, ne çıkar
Her şey olacağına varıyor çaresiz
Yaşamak zorundayız, sen de biliyorsun
Öyleyse gel otur yanıma sevişmeliyiz
Durmadan sevişmeliyiz aslında gece gündüz
Daima istekli aç, doymak bilmez, vahşi çılgın
Sabaha karşı koşu atları gibi yorgun argın
Yine de usanmış değil, pişman değil, bıkkın değil
Belki biraz sarhoş, biraz durgun, biraz uykulu
Ama her zaman ateşli, sabırsız, her zaman dolu
Ümit Yaşar Oğuzcan
Kaynak: noceuse
“Yüzünden zamanları aşan bir sevimlilik okunuyor.
Onaracak kişi o olduktan sonra;
Kalbinizin kırılıp parçalanmasının zerrece önemi yok.”
Ernest Hemingway’den Marlene Dıetrich’e Mektup
adorablepastel.tumblr.com


